Sayfalar

Bu Blogda Ara

1 Kasım 2010 Pazartesi

ÇAN DÖRTTEN FAZLA ÇALINIRSA KİM ÖLMÜŞTÜR ?


Çok Eski Yıllarda Krallıkla İdare Edilen Bir Ülke Varmış. Ama; Bu Ülkede, Hukuk Ve Hâkimler De Varmış.

Törelere Göre, Bir Vatandaş Öldüğünde, Şehir Merkezindeki Dev Çan Bir Defa Çalınırmış.
Uzun Uzun Da Yankılanırmış.
Eşraftan Birisi Ölürse Çan İki Defa,
Büyük Bir Devlet Adamı Ölürse Üç Defa Çalınırmış.
Ya Kral ?..
O Öldüğünde, Çan Dört Defa Çalınırmış.

Gel Zaman Git Zaman…
Şehirde Bir Olay Olur, İş Mahkemeye İntikal Eder..
Davanın Sanığı Olarak Mahkeme Huzuruna Çıkarılan Kişinin Masumiyetini İse Bütün Vatandaşlar Bilmektedir.
Bir Formalite Olarak Görülmesi Ve Beraat Beklenen, Davadan Sürpriz Bir Karar Çıkar.
Sanık Para Cezasına Mahkûm Olmuştur.

Hakim Sorar :
" -Bir Diyeceğin Var Mı ?.. ..."
Sanığın Cevabı
" - Hayır !.. ..."
Mahkeme Biter.
Dinleyiciler Dağılır. Kafalarda Bir Kaygı!..
Kısa Bir Süre Sonra Dev Çanın Sesi Duyulur..

Acaba Kim Öldü ?..
Çan Bir Defa Daha Çalar. Acaba Eşraftan Kim Öldü ?..

Şehir Çan Sesi İle Bir Defa Daha İnler.
Hımmmmm… Büyük Bir Devlet Adamı, Acaba Kim ?..
Soruya Cevap Alınmadan Çan Bir Defa Daha Çalar,
Yeri, Göğü İnletir.

Herkeste Bir Feryat: Eyvah!.. Kralımız Öldü!..

Ancak, Törede Görülüp İşitilmemiş Bir Şekilde Çan,
Beşinci Defa Da Çalınır, Yer Gök İnler Ve Sesler Kesilir.

Herkes Bunun Ne Anlama Geldiğini Öğrenmek İçin. Çan Görevlisine Koşar,
Bir De Bakarlar Ki Çanı, Haksız Yere Mahkûm Edilen Adam Çalmaktadır.

Sorarlar :
" -Ne Demek Beş Defa Çan Çalmak ?.. Kraldan Daha Büyük Birisi Mi Öldü ?....."

Cevap Şaşırtıcı Olduğu Kadar Anlamlıdır Da :

" -Evet! Adalet Öldü! ..."

Türkiye’de Çanlar Sanırım Hiç Susmadan Çalmalı...... .

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Mevlana'da İnciler


๏๏ Nefis balçık gibidir, hep karanlığa çeker seni...Gayret atına binmek istersin; tutar, boş heveslerle oyalar seni.. ๏๏
"Bulanık su denize gitmeyi ister; ama balçık suyun ayağını tutmuştur, çeker de çeker..."

Hz. Mevlana

13 Mayıs 2010 Perşembe

K.A.D - Kritik Analitik Düşünme örneği- Sokrates


Bir gün bir tanıdığı büyük filozofa rastladı ve dedi ki,
"Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun ?"
Bir dakika bekle diye cevap verdi Sokrat. Bana bir sey söylemeden evvel senin kücük bir testten gecmeni istiyorum Buna Üçlü Filtre Testi deniyor.
"Üçlü Filtre?" "Doğru, " diye devam etti Sokrat. Benimle arkadasim hakkinda konusmaya baslamadan önce, bir süre durup ne söyleyecegini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir. Bu ona 3 filtre testi dememin sebebi.

Birinci filtre
"Gercek Filtresi" Bana birazdan söyleyecegin seyin tam anlamiyla gercek oldugundan emin misin?" "Hayir," dedi adam " Aslinda bunu sadece duydum ve .... "Tamam," dedi Sokrat Öyleyse, sen bunun gercekten dogru olup olmadigini bilmiyorsun.

Simdi ikinci filtreyi deneyelim,
"İyilik Filtresini." Arkadasim hakkinda bana söylemek üzere oldugun sey iyi birsey mi?
"Hayir, tam tersi..." "Öyleyse, "diye devam etti Sokrat. Onun hakkinda bana kötü bir sey söylemek istiyorsun ve bunun dogru oldugundan emin degilsin.Fakat yinede testi geçebilirsin,çünkü geriye bir filtre daha kaldi." Ise,

“Yararlılık filtresi." Bana arkadasim hakkinda söyleyecegin sey benim isime yarar mi ? "Hayir",gercekten degil. "Iyi" diye tamamladı Sokrat; Eğer ,bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve ise yarar, faydalı değilse bana niye söyleyesin ki ?

11 Mayıs 2010 Salı

***KISSADAN HİSSE*** Hz. Ömerin Yangın Söndürmesi

◄█▓▒░ ◄█▓▒░ ░▒▓█► ░▒▓█►
▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀
▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀

Hz. Ömer'in Yangını Söndürmesi


Hz. Ömer döneminde bir yangın çıktı bu o kadar şiddetli bir yangındı ki ateş taşları bile kuru odun gibi rahatlıkla yakıyordu. Yangın çok büyüktü ve her an daha da büyüyordu. Yangın büyüdükçe büyüdü; evleri, yapıları hatta kuşların kanatlarını ve yuvalarını tutuşturmaya başladı. Kısa bir sürede alevler şehrin yarısını sardı:Artık su kar etmiyordu. Halk ateşe kova kova su ve sirke döküyordu, fakat nafile. Yangını söndüremeyen halk Ömer'e koşmaktan başka çare bulamadı.
"Ya halife yangını söndüremiyoruz, bize yardım et diye yalvardılar."
Hazret-i Ömer işin aslını ve sırrını biliyordu.
- "O yangın Allah'ın (c.c.) alametlerindendir. Sizin cimrilik ateşinizin bir şulesidir. Yangına su serpmeyi bırakın cömertlik edip fakirlere, yoksullara yardım edin, yiyecek içecek dağıtın, cimriliği bırakın." dedi.
Bunu duyan halk itiraza başladı:
- "Biz cömert insanlarız fakirleri doyuruyor yoksullara yardımda yarışıyoruz." dediler.
Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.):
- "Siz adet haline getirdiğiniz için yoksula yardım ediyorsunuz. Allah (c.c.) rızası için değil. Sizin derdiniz, maksadınız, övünmek, gösteriş yapmak. Yoksa siz Allah'ın (c.c.) rızasını gözetmiyorsunuz. Bunu terk edin ki Rabbim size merhamet etsin." buyurdu.
Dış alemdeki ateşi su söndürür. Fakat şehvet ateşi kıyamete kadar sürüp gider...


♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥
♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥
Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın İyilik edin Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever (2/195)


♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥İNCİ DAMLASI♥♥♥♥♥♥♥♥
*
Ben dünya sevgisi tuzağına düşmüşüm. Verilen sayılı nefes bitmek üzere, ömür kadehim de ağzına kadar dolmuş. " deme '' Aşkın yardımı ile ihtiyarlıkta yeni bir ömür elde et de, nasıl gençleştiğini seyret İhtiyarlıktan kurtulduğun gibi , kendinden de kurtul ! Kendinden geçiş , kendinden kurtuluş ne hoştur...
-
Mevlana Celaleddin Rumi
♥
♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥
♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥

♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥GÜNÜN DUASI♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥

Ey Rabbim..!
Uzuvlarımı hizmetin için güçlendir;
sana yönelmemde kalbime güç ve sebat ver;
senden korkmada ve hizmetini sürdürmede bana öylesine bir ciddiyet ver ki,
sana kulluktaki yarış meydanlarında sana doğru koşayım,
ve bu yolda mücadele verenler arasında yer alıp hızla sana doğru geleyim,
ve sana gönül verenler arasında senin yakınlığına meyil edeyim,
ve ihlaslılar gibi sana yakınlaşayım,
ve senden yakiyn ehlinin korktuğu gibi korkayım,
ve indinde müminlerle bir araya geleyim.

AMİNNNN!!!!!

◄█▓▒░ ◄█▓▒░ ░▒▓█► ░▒▓█►
▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀
▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀

BU KAPI

Bu kapıda kol,kanat kırılmadan geçilmez.
Eşten,dosttan,sevgiliden ayrılmadan geçilmez.
içeride bir has oda,yeri samur döşeli.
Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.
eti zehir,yağı zehir,balı zehir dünyada...
Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.
varlık niçin,yokluk nasıl,yaşamak ne,top yekün?
Aklı yele ...salıverip çıldırmadan geçilmez.
Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi,
Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.
Ne okudun,ne öğrendin,ne bildinse berheva;
Yer çökmeden,gök iki şak yarılmadan geçilmez.
Geçitlerin,kilitlerin yanlız onda şifresi;
İşte,işte o eteğe sarılmadan geçilmez.

Necip Fazıl Kısakürek...

Üç Noktanın Söylediği...

O, bunu biliyordu. Askere giderken eşiyle son kere yalnız kaldığında demişti ki, "Eve gönderdiğim her mektubun sonuna üç tane nokta koyacağım; üç tane nokta... O üç nokta senin içindir, anladın değil mi?"

Hiç anlaşılmaz mıydı? Eski askerliklerin uzun yıllarında, derbeder fasılalarla eve gönderilen her mektubun sonunda hep o üç nokta vardı.
Analar, babalar, teyzeler, amcalar, komşular ve tanıdıkları hatırlarının sorulmasına memnun oluyorlar, dualar gönderiyorlar ama mektubun sonundaki o üç noktaya hiç mi hiç dikkat etmiyorlardı.
"Üç nokta"nın muhatabı ise her defasında bir öncekinden leziz hasret ve aşk cümleleri okuyordu. Hiçbir edibin o güne kadar kaleme almaya muvaffak olamadığı güzellikteki aşk mektupları, üç noktanın içindeki daracık mekanda, her defasında ter-u taze sevgi kelimeleriyle uzun yolculuklar ediyor, günlerce kayınbabanın emekli cüzdanında, kayınvalidenin En'am cüzünün arasında bir muska ihtimamı ile gezdirildikten sonra lütuf kabilinden gelin hanıma da gösteriliyordu. Onun mektupta yazılanlara aldırış ettiği yoktu; son satırın sonundaki üç noktayı arıyor, buluyor, okuyor, taze havadisler ve mahrem sevgi sözlerini deşifre ediyor ve daima, o üç noktayı buğulanmış gözlerinden süzdüğü üç damla gözyaşı ile yıkıyordu.
Seneler, seneler sonra, bütün sözlerin mahremiyet yaşmağını yırtıp, üryan tekilliklere düştüğü bir gün, yüreğinin tam üzerinde sakladığı son mektubu çıkarıp sonundaki üç noktayı okşarcasına seyrederek sevgilisine şöyle demişti:
- Sahi Ahmet Bey, ne güzel mektuplar yazardın eskiden ?
Ahmet Turan Alkan
Üç Noktanın Söylediği s:209